Sosyal medya; iletişimi çok yönlü hale getiren, sınırsız olanaklar sunan ve bu yüzden de her zaman bizi heyecanlandıran bir mecra oldu. İletişim uzmanı gözüyle bakınca algı yönetimi, ikna, pazarlama fırsatı olarak gördüğümüz sosyal medya platformlarının, toplumsal riskler ve bireysel tehlikeleri içinde barındıran bir yüzü de hep vardı. Netflix yapımı ‘Sosyal İkilem’, kitlelerin anlamadığı ama hep içinde olduğu bu yerin, madalyonun bu yüzü ile ilgili gözleri açtığı için çok izlendi ve çok konuşuldu. Yeni etik kaygılar girdi hayatımıza.

Büyük bir hızla yaygınlaşırken ve çeşitlenirken sosyal medyanın çığ gibi büyüyen etkisi kontrol edilemedi. Ellerinde telefonlarla büyüyen çocuklar; ‘like’, ‘emoji’, ‘vlog’ sarmalı içinde, bunların anlamını ve arkasında yatan bedeli kavrayamadı. Sosyal medya artık siz farkında bile olmadan düşüncelerinizi, davranışlarınızı şekillendiren, dünyayı algılayış biçiminizi değiştiren bir yer haline geldi. Ancak tüm bunlar sosyal medyanın şeytani insanlar tarafından yönetilen (içinde troller yaşıyor olsa da😊) cehennemvari bir yer olduğu anlamına gelmiyor. Sosyal medya şirketlerinin kendi yarattıkları şeyin kontrolünü kaybettiği veya bunu umursamadığı anlamına geliyor.

Sosyal medyanın yalnızlık, zorbalık, özgüven eksikliği gibi psikolojik bedelleri; kişisel verilerin manipülasyonu, yalan haber ve bilgilerin yayılımı ve gözetim kapitalizmine kadar toplumsal boyutları da söz konusu oluyor. Çocuklar ve gençlere sosyal medyanın her türlü boyutuna dair farkındalık kazandırabilsek, siber güvenlik için hukuki tedbirlerimizi alabilsek, insanları topkek satın almaya ikna etmekle bir seçimde X partisine oy vermeye ikna etmenin bambaşka boyutlarda düzenlenmesi gerektiğini kestirebilsek, kaygılarımız bu raddede olmayacak.

Bilgi çağının bilgi kirliliğine, içerik çağının içerik çöplüğüne döndüğü bu kontrol edilemez mekanizmanın içinde bulunacaksak, onu tanımamız ve bu kalabalık içinde yolumuzu bulmayı öğrenmemiz gerekiyor. Sosyal medya ve internet kullanımı eğitimlerinin yayılması, zamana yetişmesi ve kapsamının genişletilmesi gerekiyor. Hukuki düzenlemeler için de aynı formül geçerli. Karar vericilerin bu dünyayı anlayamaması ve hızına yetişememesi bu kontrol kaybına yol açmışken, anlaşılamayanın yasaklanması veya kısıtlanması değil, yapıcı bir yolla şekillendirilmesi gerekiyor.

‘Sosyal İkilem’, sosyal medya şirketlerinin ta içinden gelen kişilerin ifadeleriyle ticari iş modelleri hakkında gözleri açan etkisi için izlenmeli ve orada yapılan ‘call to action’, yani eylem çağrısı dinlenip bu ‘iş modelleri’ elbette ki düzenlenmeli. ‘Daha az internet kullanalım’, ‘çocuklarımızı bu dünyadan uzak tutalım’ gibi kendi çapımızda kuracağımız formüller bize yol aldırmayacak. Bu dünya sizi korkutuyorsa üzerine gitmeli ve önce onu anlamalısınız. Siz onu anlamaya çalışırken de sırtınızı dayadığınız kanunların sizi yüzüstü bırakmayacak bir düzlemde olduğuna güvenebilmelisiniz. Bu tür etik tartışmaların gündeme gelmesi, bu gelişimin sağlanması için gerekli.