Kurumsallaşma ve Aile İçi İletişim

Büyüme ile kurumsallaşmayı karıştırıyoruz. Aile şirketi mantığıyla yürütülen çok fazla kurumsal görünümlü şirket var. Bunu kötüleme amaçlı söylemiyoruz tabii ki. Ancak ‘aile şirketi’ kavramıyla ‘aile olmak’ karıştırılıyor ve kültürümüzde aile olmanın birliktelik, yoldaşlık demek olduğu unutuluyor.

Şirketlerin büyüdükçe kurumsallaşmaya ihtiyaç duyacağı bir gerçek. Yani kurumsallık, büyüme ile aynı şey değildir ama büyüme ile birlikte gelmelidir. Ve bir şirket yıllarca ayakta kalmak istiyorsa kurumsallaşması kaçınılmazdır. Şirketin, orada çalışan her bireyin üstünde bir vizyonu temsil ettiği bir yapı sürdürülebilirliği beraberinde getirir.

Ancak kurumsallaşma kavramı yanlış anlaşıldığı için bu büyüme sürecinin şirket içi etkileri atlanır, küçük bir şirketken kurulan insani bağlar unutulur, sonuç olarak da bu değişimin bir sahibi kalmaz. Kurumsal olmak, aile olmamak değildir.

Kurumsal olmak, şirketinizdeki operasyonların belli bir strateji ve mekanizmaya göre işlemesi anlamına gelir. Bu noktada çok duyarız, “kişilerden bağımsız bir organizasyon” sözünü. Bir şirketin, ona emek veren insanlardan oluştuğunu unutur gibi onu bir makinaya benzetiriz. Tıkıt tıkır işleyen bir yapı kurulmalı elbette ama bir şirket insandan bağımsız olur mu? Şirketinizin kurumsallaşma sürecinde o insanların katkısına ihtiyacınız vardır ve onları değişime bu söylemlerle motive edemezsiniz. ‘Adaletli bir çalışma ortamı’, ‘liyakat’, ‘profesyonellik’, ‘kariyer sistemi’, ‘hakkaniyetli bir değerlendirme süreci’, ‘şeffaflık’ gibi vaatlerle onları motive edebilirsiniz. Bu vaatlerin çoğu da kalbe hitap eder: haksızlığa uğradığını düşünmemek, dürüstlük, takdir edilmek, emeğinin karşılığını almak... Çalışma ortamında duygusal motivasyonun etkisini atlayamazsınız.

Kişilerden bağımsız söylemi ‘patrondan bağımsız’ anlamında kullanılıyorsa o zaman kurumsallaşmadan bahsediliyordur. Ama liderliğin önemini de atlamamak gerekiyor bir yandan. Markanız; köklerini salarken, büyürken ve yeşerirken onları sulayanların karakterini özümser. Markanıza bakanlar; onu bazen lideriyle beraber, bazen lideri aracılığıyla görür ve liderin geçirdiği kadar hisseder duyguları. Dolayısıyla iyi bir liderlik, şirket içinde insanları tek bir amaç etrafında toplayabilir, onları kurumsallaşmaya da değişime de inandırabilir.

Eğer kurumsallaşma ve büyüme hayallerinizin peşinde koşarken yanınızdaki çalışan ve paydaşlarınızı yol arkadaşı olarak göremezseniz; ruhunuzu, yaratıcılığı, renkleri, heyecanı kaybedersiniz. Şirketiniz soğuk duvarlı bir ofisten öteye geçemez. Şirket sahibi, iletişimci veya göreviniz her ne ise, siz bile ‘bitse de gitsek’ diye düşünürken bulursunuz kendinizi.

Dolayısıyla kurumsallaşma yolunuzda, değişim zamanlarınızda, çalışan ve paydaşlarınızı da yanınıza almalı, onlarla birlikte gelişip profesyonelleşmeli, ‘onlardan bağımsız bir şirket’ yerine ‘onlarla bağımsız bir şirket’ hayali kurmalısınız. İç iletişim, itibarınızın ilk noktasıdır. Çünkü iletişim, kalpten başlar. En yakınınızdakilere bir şeyler hissettirebiliyorsanız, dışarıya da yansıtabilirsiniz demektir.